REFORM" MASALIYLA GELECEĞİMİZİ ÇALDILAR: 5510 Sayılı Yasa ve Emekçinin İmha Süreci

 


Bugün pazarda file dolduramayan, eczanede katkı payı ödeyemeyen, ilerlemiş yaşına rağmen ek iş aramak zorunda kalan milyonlarca emeklinin yaşadığı tablo bir "kader" değildir. Bu tablo, sermayenin talepleri doğrultusunda, siyasal iktidar tarafından ilmek ilmek örülmüş bir yoksullaştırma projesidir.

2008 yılında dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik ve AKP iktidarı tarafından "Sosyal Güvenlik Reformu" ambalajıyla pazarlanan 5510 Sayılı Yasa, Türkiye işçi sınıfı ve kamu emekçileri için bir "Mezarda Emeklilik ve Sefalet Yasası" olmuştur.

1. Sosyal Güvenlik Değil, Sosyal Yıkım!

​Bize yıllarca "Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) batıyor, kara delik büyüyor" yalanlarını anlattılar. "Norm ve standart birliği sağlıyoruz" diyerek süslü cümleler kurdular. Oysa asıl amaç, devletin sosyal güvenlik üzerindeki katkısını çekmek ve emekçinin cebinden alıp sermayeye kaynak aktarmaktı.

Görselde de ifşa edilen Aylık Bağlama Oranları (ABO) gerçeği ortadadır:

  • ​2000 öncesinde bir emekçinin 25 yıllık emeği karşılığında maaşının %75'i oranında aylık bağlanırken,
  • ​5510 sayılı "yıkım" yasası ile bu oran %50'lere, büyüme hızından alınan payın %30'a düşürülmesiyle reel olarak %35-40 bandına hapsedilmiştir.

​Bu, açıkça bir hak gaspıdır. Emekçinin alın terinin, emeklilik hayallerinin çalınmasıdır. Bugün "Kök maaşım 7 bin lira" diye feryat eden emeklinin faili, 2008'de o yasaya "evet" diyen ellerdir.

2. Kamu Emekçisi İçin Çifte Tuzak: Seyyanen Zam Oyunu

​Sadece işçiler değil, kamu emekçileri de tarihin en büyük aldatmacası ile karşı karşıyadır. İktidar, "Memuru enflasyona ezdirmedik" diyerek verdiği ilave ödemeleri (seyyanen zamları) emekli keseneğine dahil etmemiştir.

​Bugün çalışırken bordrosunda 40-50 bin TL gören bir kamu emekçisi, emekli dilekçesini verdiği gün maaşının yarısının buharlaştığını görmektedir.

  • İlave ödeme emekliliğe yansımıyor!
  • Ek ödemeler emekli aylığına sayılmıyor!
​Kamu emekçisine verilen mesaj nettir:





 "Çalışırken yoksulluk sınırında yaşa, emekli olunca açlık sınırının altında öl."

3. Bu Bir Tercihtir!

​Emekliye bütçe yok diyenler; Kur Korumalı Mevduat ile zengine servet aktarırken, "garantili" projelerle müteahhitleri fonlarken kaynak bulmaktadır. Ancak sıra yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş emekçiye gelince "kaynak yok" denilmektedir.

​Bu kriz, teknik bir hata değil, bilinçli bir sınıfsal tercihtir. İktidar, emeğin değil, sermayenin yanında saf tutmuştur.


4. Ne Yapmalı? TALEPLERİMİZ NETTİR!

​Bizler,  SES ve KESK olarak ve sınıf dostlarımızla birlikte haykırıyoruz: Sadaka değil, hakkımız olanı istiyoruz!

  1. 5510 Sayılı Yasa İptal Edilmelidir: Sosyal güvenlik sistemi, kâr-zarar mantığıyla değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam güvencesi temelinde yeniden düzenlenmelidir.
  2. Aylık Bağlama Oranları (ABO): 2000 yılı öncesi sisteme döndürülmeli, büyümeden emekçiye %100 pay verilmelidir.
  3. İnsanca Yaşanacak Ücret: En düşük emekli maaşı, asgari ücretin üzerinde ve yoksulluk sınırına endeksli olmalıdır.
  4. Tüm Ek Ödemeler Emekliliğe Yansıtılmalıdır: Kamu emekçilerine verilen ilave ödeme, ek ödeme ve döner sermaye payları, emekli aylığı ve ikramiyesi hesaplamasına derhal dahil edilmelidir.
Emekçiler!

Bizi bölen, parçalayan, statülere ayıran bu sisteme karşı; "İnsanca Yaşam, Güvenceli Gelecek" talebiyle omuz omuza durma vaktidir.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaşıkla Verip Kepçeyle Almak: Memur Zammı Bir "İllüzyon" mu?

Sağlık Çalışanlarının Dikkatine: Rapor Dönemindeki Ek Ödeme Kesintilerini Geri Alabilirsiniz!

BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNDE ( BES) HAVUÇ BİTTİ, SIRADA TES SOPASI MI VAR?