Siyasetin "Arka Bahçesi" Olmak: Türkiye’de Memur Sendikacılığı
Batı demokrasilerinde sendikalar, emeğin sermayeye karşı "çelikten yumruğu"dur. Temel motivasyonları basittir:
Sınıf bilinci ve hak arama. Ancak Türkiye'de işler biraz (hatta bayağı) farklı yürüyor.
Türkiye’de kamu sendikacılığı, çalışanın hakkını devlete karşı savunan bir mekanizma olmaktan çıkıp; siyasi partilerin bürokrasi üzerindeki izdüşümü, oy deposu ve kadrolaşma aracı haline gelmiş durumda.
Mevcut durum analiz edildiğinde; memurun cebindeki yangının sönmemesinin asıl sebebi "İdeolojik Sendikacılık" çıkmazı ve bunun Liyakat üzerindeki yıkıcı etkileridir diye bir tespit yapsak, yanlış olmayacağı kanaatindeyim.
Şimdi bu durum tespitini biraz irdeleyelim:
1. "Sınıf" Değil, "Kimlik" Mücadelesi
Türkiye’de bir memurun hangi sendikaya üye olacağına genellikle ay sonundaki maaş bordrosu değil, siyasi görüşü ve yaşam tarzı karar veriyor. Sendikalar, siyasi yelpazenin "konsolide" olmuş halleri gibi:
* 🟦 Memur-Sen: Muhafazakâr/Sağ gelenekten beslenen, iktidar partisine yakınlığıyla bilinen yapı.
* 🟥 KESK: Sol/Sosyalist çizgideki memurların örgütlendiği, muhalif kimliği belirgin yapı.
* ⬜ Türkiye Kamu-Sen: Milliyetçi çizgide duran, MHP tabanıyla organik bağı bulunan yapı.
Bu bölünmüşlük, aynı ofiste yan yana çalışan, aynı enflasyon canavarı altında ezilen iki memuru "iş arkadaşı" olmaktan çıkarıp "rakip siyasi fraksiyonlar" haline getiriyor.
😊 NOT: Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi SES sendikamız bu ideolojik bölünmüşlüğü yıktı. Ideolojik sendikacılıktan yani, çalışanların ideolojik/siyasi kimliklerine göre değil, kim olursa olsun neye/hangi siyasi görüşe/inanca aidiyetini sormadan her çalışanın hakkını hukukunu savundu ve üye sayısını 3/4 katına çıkardı. Peki burdaki başarının sırrı nedir? İdeolojik değil, hizmet sendikacılığı😇
2. Gücün Gölgesinde: "Yükselen Sendikacılık"
Türkiye'de sendikal üye sayılarının değişimi, hükümet değişiklikleriyle şaşırtıcı bir paralellik gösterir. Literatürde buna "Sarı Sendikacılık" (İşveren güdümündeki yapı) denir.
Memur; hak aramak için değil; terfi etmek, tayin yaptırmak veya "mobbing"den korunmak için iktidara en yakın sendikaya üye olmaya zorlanıyor (veya teşvik ediliyor).
> 📉 Tablo Çok Net: Aşağıdaki grafik, siyasi iktidar değişimlerinin sendika üye sayılarını nasıl bir "kaldıraç" gibi oynattığını gösteriyor. İktidar kimdeyse, "yetki" oraya akıyor.
İktidar ve Üye Sayısı İlişkisi
3. Toplu Sözleşme Masası: Tiyatro mu, Pazarlık mı?
4688 Sayılı Kanun gereği, hükümetle pazarlık masasına "Yetkili Konfederasyon" oturur. Ancak burada yapısal bir paradoks var:
Hükümetin desteğiyle büyüyen bir sendika, masaya oturduğunda o iktidara karşı ne kadar sert olabilir?
Son yıllardaki toplu sözleşme süreçleri, düşük zam oranlarına atılan hızlı imzalar ve "mış gibi" yapılan itirazlar bu paradoksun sonucudur. Avrupa'da sendikalar grev silahını masaya koyarken, bizde masa zaten "ev sahibi" tarafından kuruluyor.
Avrupa ve Türkiye Haklar Karşılaştırması
4. Liyakatin Sonu: "Hangi Sendikadansın?"
İdeolojik bölünmüşlüğün en yıkıcı etkisi liyakatin çöküşüdür. Kamuda yönetici atamalarında (Müdür, Şube Müdürü, Daire Başkanı vb.) ehliyet ve liyakatten ziyade, "Hangi sendikaya üye?" sorusu belirleyici hale gelmiştir.
Sendika üyeliği, bir **"kariyer sigortası"**na dönüşmüş durumda. Bu da devlet geleneğini aşındırıyor ve kamu hizmetinin kalitesini düşürüyor. "Bizden olan" ve "Ötekiler" ayrımı, devlet dairesinin kapısından içeri çoktan girdi.
Sonuç: Çatlaklardan Sızan Işık
Türkiye’de memur sendikacılığı, siyasetin "arka bahçesi" olmaktan kurtulup, emeğin "ön cephesi" haline gelmedikçe gerçek bir kazanımdan söz edilemez. Enflasyon sağcıyı da solcuyu da aynı oranda fakirleştirirken, sendikaların hala ideolojik siperlerde çatışması, kaybedilen refahın en büyük nedenidir.
Ancak umut yok değil. Çözüm; ideolojik sendikacılık yerine Buca Seyfi Demirsoy EAH, SES Sendikasının pratiğinde saklı, İDEOLOJİK DEĞİL HİZMET SENDİKACILIĞI ve siyaset üstü bir ilke etrafında bütün çalışanları bir çatı altında toplamak. Biz çalışanlar herhangi bir siyasi partinin/ideolojinin arka bahçesi/oy deposu değiliz. Hepimiz ekmegimizin peşinde emekçileriz. Emeğimizin karşılığını almak için biz hergangi bir ideoloji/siyasi partinin arkasına eklemlenmek yerine siyasi partiler kapımıza gelip, oy isterken bizler/emek sınıfı ihtiyaçlarımızı çok daha rahat elde edebiliriz.
Emegın siyasi olarak bölünmüşlüğü bugünkü sefaletimizin temel nedenidir. Ve bu kapitalist sistemin bir oyunudur.
HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ
Çalışma Ekonomisi ve End. İlişkileri Uzmanı


Yorumlar
Yorum Gönder